Dini hikayeler

Dini hikayeler maksat bilgilendirme

07/03/2025

İsa aleyhisselam bir ağacın altında dua eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu:

– Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!.. Hazret-i İsa kötürüm adama yaklaştı:

– Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor? Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?
Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki:

– Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple Onu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de ona şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde Onu tanıma sevinci, dilinde de Ona şükretme mutluluğu yoktur. Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü nasip eylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da:

– Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun! Diye teşekkürden kendimi alamıyorum.

Kafa gözü kapalı da olsa kalp gözü açık olan bu adama yaklaşan İsa aleyhisselam:

– Ver şu elini öyle ise! diyerek elinden tutar, eğilerek görmeyen gözlerinden öper.
Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:

– Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygamber değil misin? der.

İsa Peygamber:

– Belli olmuyor mu? deyince:

– Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil, der.

Tebessüm eden Hz. İsa:

– Sen hele bir ayağa kalkmayı dene! Deyince, silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar.
Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:

– Ey Allahın Nebisi, sendeki bu mucizeler de O’ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O’na şükredeyim, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki:

– Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak da lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?

Bu sırada çevreden toplanan halk, gösterdiği bu mucizelerden dolayı İsa aleyhisselamın elini öpmek isterler. Ama Allahın Nebisi işaret eder:

– Benim değil secdedeki şu kötürüm adamın elini öpün!..

Halk der ki:

– Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiç birimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık.

– Öyle ise, der, tefekkür edin, siz de düşünün.
Sözünü şöyle bağlar Allahın Nebi’si:

– Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır!

30/09/2022

İyi insanlar biriktirin.
Sizi siz olduğu için kabul eden...
Yanlış yaptığınızda sizi kırmadan düzelten, elinizden tutan...
Düştüğünüzde yerden kaldıran insanlar...

İyi insanlar biriktirin...
Arkanızdan konuşanlara hadlerini bildiren.
Gıyabınızda bile dost olan...
Yaranıza merhem,
Kalbinize sürûr olan insanlar...

İyi insanlar biriktirin...
Yoklukta da yanınızda olan,
Sizi, sizden çok düşünen,
Size arka çıkan, arkadaş olan,
Yüzünüze gülerken arkanızdan konuşmayan...

İyi insanlar biriktirin...
Hata yaptığında özür dileyen,
Bencil değil, diğergâm olan,
Size yaptığı iyiliği unutan;
Kendisine yaptığınız iyiliği asla unutmayan...

İyi insanlar biriktirin...
Bir gün yollarınız ayrıldığında,
sırrınızı namusu bilen...
Kuyunuzu kazanlara karşı sizi uyaran...
Yolunuza pusula olan insanlar...

İyi insanlar biriktirin...
Kaybolduğunuzda size yol gösteren,
Dosdoğru doğrularla doğrulup
Eğri yola düştüğünüzde size istikamet olan,
Size hakkı ve sabrı tavsiye eden...

İyi insanlar biriktirin...
Kitap okuyan, çay içen,
Türkü dinleyip çiçek yetiştiren,
Elleri fesleğen kokan
İnce, naif insanlar...

İyi insanlar biriktirin...
Kibirsiz, riyasız, samimi, içten...
Pencere pervazlarına kuşlar için ekmek koyan
En az iki şiiri ezbere okuyan,
Ve ağlamayı bilen insanlar...

İyi insanlar biriktirin
Paranın, mevkinin, makamın, rozetin kölesi olmayan,
Doğru bildikleri için bunlardan vazgeçmeyi bilen,
İnsanları renk, dil, din, ırk olarak ayırmayan,
İnsana insanca bakan insanlar...

İyi insanlar biriktirin...
Yağmurda ıslanmayı seven
Serçeleri ve güvercinleri seyreden,
Yıldızları izleyip hayal kuran
Düşküne, mağdura mazluma el uzatan,
Koca yürekli insanlar...

İyi insanlar biriktirin,
Geceyi içine çekmeyi bilen,
Ve sabahın seherinde uyanmayı bilen,
Ve yetime, yoksula, kimsesize gülümseyebilen,
Derin düşünceli insanlar...

İyi insanlar biriktirin...
Papatyaları, kırlarda kuş seslerini,
Karanfil kokusunu,
Sıcak ekmek kokusunu seven,
Gecenin bir vakti sırf sesinizi duymak için arayan güzel insanlar biriktirin...

30/09/2022

YAŞI 50/70 ARASI OLANLAR MUTLAKA OKUYUN

Bir solukta okuyacağınız çok güzel bir yazı.
Hepsi şahsına münhasır özel üretilmiş, yokluklar içinde yetişmiş yaralı bir nesil…....KİM BUNLAR?

1950 ile 1970 yılları arasında bu dünyaya merhaba demiş en genci 50, en delikanlısı 70 yaşında HALA 18’LİK DELİ TAYLAR GİBİ İDEALLERİNİN PEŞİNDEN KOŞAN HESAPSIZ BİR NESİL..?

Hiçbirinin altına hazır bez bağlanmamış…
Şeker çuvalından pantolon, canik lastikten ayakkabı giymiş…
Okulda ABD süt tozu içirilerek beslenmiş, bir garip nesil…
Hiçbirinin renkli çocukluk resmi olmamış…
Hatta hiç bebeklik çocukluk resmi olmamış…
Hiç biri kreş, dershane, özel okul görmemiş…
Ama hepsi profesörlere ders verecek kadar bilgi sahibi olan bir tuhaf nesil…
Harp görmüş, darp görmüş…
Baskı, çatışma, sorguda işkence görmüş…

Karakolda sorgu da Filistin askısını, ceza evinde isyanla tanışmış.
En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış…
En azı 10 ekonomik krizden nasibini almış…
Tecrübe abidesi yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesil...
Ne yaptıysa yoluyla yordamıyla kendi meşrebine uygun ahlakına yakışanı yapmış.
68’liler de 78’liler de bu neslin deli tayları, ipe sapa gelmeyen savaşçıları da bu neslin temsilcileri tarihe adlarını kanları ile yazmıştır…

Bunlar bu neslin üretim harikası mı yoksa üretim hatası mı tartışılır ama bu neslin istisnasız tamamı karşılıksız hesapsız bu vatanı sevmiş…
1950 ve 1970 yılları arasında doğanlar gerçekten özel üretim, çoğu yatılı okumuş, kardeşlik ve paylaşma duygusu zirve yapmış…
Çok kitap okumuş, en azı liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş…
Çoğü simitçilik, olmadı ayakkabı boyacısı, tamirci çırağı, inşatta amelelik, pazarcılık hamallık yaparak okul harçlığını çıkarmıştır…
Ne ailesine ne devletine ekonomik yük olmamış, geneli bir baltaya sap olmuştur…
Muhanete muhtaç da olmamış, ezilmiş ama ezik kalmamış.
Dik durmuş dikleşmemiş kendi şahsına münhasır özel bir nesildir…
Görevini, sorumluluğunu bilen… Onuru için bir pireye bir yorgan yakan, öfkeli hırçın bir acayip nesil bu 1950 ile 1970 yılları arasında doğan dinazorlar…

İyi bakın, bunlar bu son kalan kadife ye sarılmış çelik yumruk misali yumuşak gözüküp indiği yeri dağıtan bu özel neslin öfkesinden sakının.…

Bunlara iyi bakın ,Çünkü bunların nesilleri tükenmek üzere…
Bunların üretimi sonlandı…

Kullanım sureleri doldu, tedavülden kalkıyor…

Neden bu nesil özel biliyor musunuz..?
Bu neslin üzerinden silindir gibi devlet geçti…
Dozer gibi dünya milletleri geçti…
Hayat bu nesli sınadı, ama tüketemedi…
Bu nesil, ihanetin acısını, dost hançerinin sancısını, ölümüne yoldaşlığı, mezara kadar arkadaşlığı bildi…
Dostu için can vermeyi de, elindeki son lokmayı paylaşmayı da, sadakati de vefayı da bildi…

Bu nesil, katı, aksi, deli, serttir…
Bir o kadarda merttir, hoş görülü ve merhametlidir…
Bu neslin yaşarken öğrendikleri bilgi ve kaybederken edindikleri tecrübe en büyük servetidir…

Yani bu 1950 ve 1970 yılları arasında doğan dinazorlar tam bir müzelik antika nesildir…
Onun için 1950 ile 1970 yılları arasında doğmuş, hala inadına yaşayan, ana baba, amca, dayı, teyze, hala, yenge dede anneanne babaanne her neyiniz varsa değerini bilin..!
Çünkü bunlar elinizdeki son değerli hazinelerinizdir…

Oturun onlarla konuşun, dinleyin onlardan geçmişi öğrenin…
Sonra arar da bulamazsınız…
Çünkü onlar yakın tarihin son canlı kaynak kişileri, her biri iki ayaklı sözlü yakın tarih kitabıdır..
alıntı

🤔 AHİR ZAMAN HASTALIĞI 🤔İkindi ve yatsı namazının sünnetini kılmamayı adet haline getirmişsen,Sürekli kaçıncı rekatta ol...
28/05/2022

🤔 AHİR ZAMAN HASTALIĞI 🤔
İkindi ve yatsı namazının sünnetini kılmamayı adet haline getirmişsen,
Sürekli kaçıncı rekatta olduğunu, hatta hangi vakte niyet ettiğini unutup duruyorsan,
Selam verir vermez seccadeden kaçarcasına kalkıyorsan,
Tesbihat yapmıyor, dua da etmiyorsan,
Tuvalette geçirdiğin süre namazda geçen süreden fazlaysa,
En büyük mutluluğun sevdiğin yemekleri yemekse,
Her sabah işe gitmek için kalkınca sabah namazını kılıyor ama haftasonu olunca sabah namazına hiç uyanamıyorsan,
Namazdan kurtaran günlere erişince derin bir oh! çekiyorsan,
Kuran okumayı bildiğin halde en son ramazan ayında bir cüz okumuşsan, kuran gerçekten rafta tozlanmışsa,
Hatim için sana verilen ama okumadığın bir sürü cüz varsa,
Saçım bozulur diye takke kullanmaktan geri duruyorsan,
Namazlar hep son yarım saate kalıyorsa,
Camiye cumadan cumaya gidiyorsan,
Bir fakire en son ne zaman yardım ettiğini hatırlamıyorsan,
Başörtün küçücük olduğu için sürekli boynun falan görünüyorsa,
Boyun uzun görünsün diye, başörtünü hep deve hörgücü gibi yapıyorsan, uzaylı canavar Alien gibi oluyorsan,
Hele üzerine bir de sigara yakıyor, dumanı içine çekiyorsan araba kullanırken,
Bilgisayar oyununda bonus toplayan karakterler gibi yolda gördüğün her kadına dönüp dönüp bakıyorsan, hiç boş geçmiyorsan.
Sıktığın parfümün kokusu son 20 metredeki her erkeğin burnundaysa.
Sürekli küçük! yalanlar söylüyor, sürekli gıybet ediyorsan,
Küstüğün ve nefret ettiğin bir sürü insan varsa,
Bir de bu haline bahaneler üretiyorsan, bil ki sana ahirzaman hastalığı bulaşmış demektir.
Ahirzamanda olmanın savruluşudur bu yoldan çıkışlar, bu hastalıklı haller.
İstikamette yürüyemiyor oluşumuzun tek çaresi kendimizle yüzleşmektir ve TEVBE etmektir...
İnşaallah tövbe eder doğru yolumuza döneriz.

15/12/2020

YAĞMUR DUASI

Vakti zamanında kurak geçen bir yaz gününde Cuma namazı sonrası cemaat, cami imamı ile birlikte yağmur duasına çıkarlar.

Hacet namazları kılır, dualar edilir ve kurbanlar kesilir ama gökyüzünden tek damla yağmur düşmez..

Cemaat boynu bükük şekilde günlerce yağmasını bekler ama nafile. Güneş ortalığı kasıp kavurur.

Bir vakit sonra kasabalarına bir dervişin yolu düşer. Kasaba halkı dervişin yanına gelerek ondan yağmur duası etmesini rica ederler.

Derviş ise dua etmek yerine kasaba halkıyla birlikte kasabalarını birlikte gezmeyi önerir.

Ahali şaşkınlık ve merak içinde düşer dervişin peşine ve evleri dolaşmaya başlarlar.

3-5 evi dolaştıktan sonra damı çökük, kapısı kırık bir eve rastlarlar.

Derviş, kapıdan içeri doğru seslenip ev ahalisini dışarıya çağırır. İçeriden orta yaşlarda, üzeri yamalı bir kadın ve iki yetim kızı çıkagelir.
Derviş, hal hatır sorduktan sonra kadının iki yetim kızıyla birlikte yaşadığını ve beyinin erken yaşta öldüğünü öğrenir.

Derviş, iki küçük kıza dönerek onlara "benden bir isteğiniz var mı" diye sorar. Küçük kızlardan biri evlerinin çatısı için kiremit diğeri de yeni bir ayakkabı ister.

Derviş, hemen yanındaki cemaate evin damı için kiremit, diğer kız için ayakkabı almalarını ister.

Kiremitler ve ayakkabılar geldikten sonra derviş, kızlara "Söyleyin bakalım siz en çok ne için dua edersiniz?" diye sorar.

Kızlardan birisi "Yağmur yağdığında damımız eski olduğu için evimiz hep ıslanır, ben de o nedenle Allah'tan yağmur yağdırmamasını dilerim" demiş

Diğer küçük kız ise " Ben de Allah'tan yağmur yağdırmamasını dilerim. Çünkü ayakkabılarım delik, her yağmurdan sonra ayakkabılarım ıslanıyor ve ben hasta oluyorum" demiş.

Derviş, bu sözlerden sonra yanındaki cemaate dönerek "Sadece Allah'ın kudretinde olan bir duayı etmeden önce kendi kudretinizle birisinin duasını yerine getirmediğiniz sürece dualarınız kabul olmaz eyy cemaat!" demiş.

Keşke bugün yağmur duasına çıkmak yerine önce;
Adalet duasına çıksak.
Yoksulların derdine çare olsak,
Haksızlığa maruz kalanların sesi olsak,

Kim bilir belki de bunca bela, musibet ve zorluğun bir sebebi vardır!

15/09/2020

BİR TABAK İNCİRLE KUR'AN KURSU YAPTIRAN İHTİYAR KADIN
Anadolu’da bir ilçede müftüydüm. Günlerden cumartesi. Kazanın pazarı da o gün kurulur. Daireler kapalı. Evde oturacağıma müftülüğe gideyim dedim. Daireye vardım, bir çay demledim, camdan dışarı bakıyorum. Bahsettiğim pazar, müftülüğün biraz ilerisinde kurulur. Kimi almaya, kimi satmaya, herkes pazara geliyor. Kalabalık. Müftülüğün karşısında bir bakkal var.
Ben camdan ilçenin cumartesi günlerine mahsus bu hareketli vaziyetini seyrederken, lüks bir otomobil gelip, bakkalın önüne park etti. Bakkal bir hışımla çıktı;
«Yok, arkadaş dükkânın önüne park etme!» dedi.
Zaten ‘pazarın kurulduğu gün’ olduğu için, bakkala giden gelen yok. Bir de dükkânın önü kapanacak diye adamcağız iyice asabileşti. Arabanın sahibi de haklı;
«Yahu burada park yasağı mı var? Niye park etmiyormuşum?.» diye çıkıştı.
Baktım gereksiz bir münakaşa çıkacak. Hemen indim, arabanın sahibine;
« Arkadaş, bugün ilçenin pazarı var. Gelen-giden çok. Bakkal; ‘Belki satış yaparım’ diye dükkânın önü kapansın istemiyor. Burada arabana zarar gelmesin. Müftülüğün bahçesinde müsait park edecek yer var. Ben kapısını açayım, oraya koy.» dedim.
«Olur…» dedi.
Arabayı park ettikten sonra;
«Yukarıda çay demledim, tek başıma içiyorum, istersen buyur birlikte içelim» dedim.
«Olur, içelim.» dedi. Teşekkür etti.
Yukarı çıktık. Bir yandan çaylarımızı içiyor, bir yandan tanışıyor, konuşuyorduk.
O sırada müftülüğün kapısı açıldı. İçeriye elleri titreyen yaşlı bir hanım girdi. Elinde tek sıra dizilmiş bir tabak incir.
«Oğlum, müftülüğün kapısını açık gördüm de içeri girdim. Kusura bakmayın. Ben bu incirleri bizim bahçeden topladım. Pazara satmaya götürüyorum. Parasını da sana getireceğim bir kız Kur’ân kursu yaptırırsınız diye…»
Bir tabak incir… 1 kilo ya gelir, ya gelmez. Kur’ân kursu yaptırmak için onu getirip hayır olarak müftülüğe verecek…
Duygulandırıcı bir samimiyet, niyet ve arzu…
Ben dondum kaldım. Misafirim de duygulandı. Hanıma dedi ki:
«Kaça satıyorsun?»
Kadıncağı

15/09/2020

HZ. FATIMA (R.A.) VERDİĞİ YEMEK DAVETİ
!!!MUTLAKA OKUYALIM!!!

Osmân “radıyallahü anh” hazretleri Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hazretlerine ziyâfet vermişdi.
Alî “radıyallahü anh” o ziyâfetden çıkıp, eve geldi.

Hazret-i Fâtıma-tüz-zehrâ “radıyallahü anhümâ”,
Hazret-i Alî “radıyallahü anhümâ”da hüzün görüp, sordu:
Yâ Alî! Bu ne hüzündür ki, sende müşâhede ederim.

Hazret-i Alî buyurdu ki, yâ Fâtıma! Eğer bizim de dünyâlığımız olsa idi, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Hazretlerini evimize da’vet ederdik. Nitekim bugün hazret-i Osmân da’vet etdi.

Hazret-i Fâtıma buyurdu ki: Biz de da’vet edelim.

Hazret-i Alî dedi: Yâ Resûlullahın kızı. Yâ Habîbullahın kerîmesi.
Ne ile ikrâm edersin. Hangi ta’âmı yidirirsin.

Hazret-i Fâtıma buyurdu ki:
O Habîbullahdır. Ona Allahü teâlâ ikrâm eder ve ta’âm verir.

Hazret-i Alî, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hazretlerinin huzûrlarına varıp, dedi ki:

Yâ Resûlallah! Kerîmeniz Fâtıma-tüz-zehrâ sizi evine
da’vet eder. Habîbullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu:

(Yâ Alî! Yalnız beni mi, eshâbımla berâber mi?) Alî “radıyallahü anh” dedi ki: Eshâb-ı kirâm da berâber buyursunlar.

Eshâb-ı kirâm ile berâber kalkıp, devletli ve se’âdetli hazret-i
Fâtımanın, mubârek evlerine geldiler.

Hazret-i Fâtıma, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin dergâhına teveccüh edip, dedi ki, yâ Rabbî! Muhakkak senin Habîbin bugün miskîn kulunun evine geldi. Sen onlara ikrâm eyle, ni’metler ver. Ben fakîr, onlara ikrâm etmeğe ve ni’met vermeğe kâdir değilim [gücüm yetmez].

Bir çömleği vardı. Ateş üzerine [ocağa] koydu. Allahü
Sübhânehü ve teâlâ hazretleri kendi lutf ve keremi ile o çömleği ta’âm ile doldurdu.

Hazret-i Fâtıma o ta’âmı Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” huzûr-ı şerîflerine getirdi.

Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hazretleri ve Eshâb-ı güzîn o ta’âmdan yidiler.

Resûlullah hazretleri buyurdular ki,
(İş bu ta’âm Cennet ta’âmlarındandır.)

Ondan sonra hazret-i Fâtıma “radıyallahü anhâ” evine g

15/09/2020

KUŞ VE NAMAZ

Bir gün İsa aleyhisselam bir yerden geçerken çok güzel bir kuş görür. Kuş o kadar parlaktır ki, her zerresinden yayılan nurla ortalık aydınlanır. Bir süre sonra bu kuş bataklığa dalar, çamurda debelenir sonra bir çıkar, ama her tarafı çamur olmuştur. Kuşta nur kalmamıştır Kuş kendisini zar zor yandaki göle atar. Göl çok berraktır. Orada silkelenip dışarı çıkar. Üzerinde hiç çamur kalmamıştır ve tekrar eskisi gibi parlamaya başlar. Uçup yine eski yerine konar. İsa aleyhisselam seyretmeye devam eder. Kuş, tekrar çamura dalıp simsiyah olur. Sonra tekrar göle dalıp çıkar ve nur saçar. Bunu beş defa tekrarlar. İsa aleyhisselam, bu kuşun yaptıklarındaki hikmeti öğrenmek ister.
Allahü teâlâ şöyle bildirir: “Bu gördüğün çok güzel, parlak, ışık saçan kuş, âhir zamanda gelecek olan habibim Muhammed aleyhisselamın ümmetini temsil eder. Çamur, bulaşacakları günah pisliklerini; kuşun dalıp çıkarak eski nurlu hâline geldiği temiz, berrak su da, namazı temsil eder. Onlar sabah namazını kılınca, nur olurlar. Öğleye kadar günahlara dalarlar, çamura batarlar, ama öğle vakti namaz kılınca, temizlenip, yine nurlanırlar. Sonra ikindiye kadar yine böyle batarlar, ikindi namazını kılınca yine temizlenir, nur saçarlar. İşte böyle, bir nur, bir çamur olurlar.
Bu hâl, günde beş defa böyle tekrar eder. Her iki namaz vakti arasında işledikleri günahlar, namaz kıldıkça temizlenir ve nur saçarlar. İşte habibimin ümmetine, bunun için beş vakit namazı farz kıldım.”
Rabbim hakkıyla kılanlardan eylesin inşallah...

11/06/2020

🤔🤔

Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu Cengiz Han’ın torunu Hülagu, Bağdat’ı işgal eder.

Şehri baştan sona yağmalar, 400 bin kişiyi kılıçtan geçirir…

Camileri, sarayları, kütüphaneleri yakar, yıkar.
Dicle günlerce kan ve mürekkep akar.

Şehrin dışında karargâhını kuran zalim hükümdar, Bağdat’ın en büyük âlimi ile görüşmek ister.

Tabii hiçbir âlim gönüllü olmaz.
Sonunda Kadıhan isminde, henüz sakalı bile terlememiş genç bir medrese hocası gönüllü olur.
Giderken yanına bir deve, bir keçi, bir de horoz alıp karargâha varır.
Hülagu bu genci önce tepeden tırnağa süzer ve “Karşıma çıkarmak için bula bula seni mi buldular?” der.

Genç âlim, “Görüşmek için iri birini istiyorsan, dışarıda deve var. Sakallı birini istiyorsan keçi var. Sesi gür birini istersen horoz var” diye cevap verir.

Hülagu, karşısındakinin boş biri olmadığını anlayınca “Söyle bakalım, ne yaptınız ki beni buraya getirdiniz?” diye sorar.

Kadıhan’ın cevabı manidardır;
-Seni buraya bizim amellerimiz getirdi. Allahü tealanın verdiği nimetlerin kıymetini bilemedik, zevk ve sefaya daldık. Makam, mevki, mal peşinde koştuk. Allah da nimetlerini geri almak üzere seni gönderdi.

Bunun üzerine Hülagu, “Peki buradan kim gönderebilir?” diyerek ikinci sorusunu sorar.

Kadıhan cevap verir;
-Özümüze döner, bize verilen nimetlerin kıymetini bilir, birbirimizle uğraşmaktan vazgeçersek işte o zaman sen burada duramazsın.

Kıssadan hisse…
Hiçbir bela durduk yere gelmez.

Hâşâ zulmetmez kuluna Hüdası,
herkesin çektiği kendi cezası.

08/06/2020

Kabir,günde 5 defa,insana şöyle seslenir!!!
➡ Ben yalnızlık yeriyim.
Bana gelecek kişi , Kur'an-ı Kerim okuyarak kendine arkadaş edinsin.
➡ Ben karanlık yeriyim .
Bana gelecek kişi , namaz kılarak beni aydınlatsın.
➡ Ben altı üstü toprak olan kuru bir yerim.
Bana gelen salih amel ile gelip yatağını hazırlasın
➡ Ben yılan ve çıyanı içinde barındıran bir yerim.
Bana gelen (haşerat savar ) bir tiryak ile gelsin. O tiryak da besmele-i şerife ve çok gözyaşı dökmektir.
➡ Ben münker ne nekir adındaki sorgu meleklerinin soru soracakları
yerim.
Bana La İlahe İllallah Muhammedün Resulüllah kelimesini
onlara cevap verebilmek için çok söylesin.

03/06/2020

Orta yaşlı kadın, evin içinde telaşlı bir haldeydi. Eşyaların yerini değiştiriyor, örtüleri düzeltiyor, arada bir mutfağa gidip pişmekte olan yemeğe bakıyor, tekrar salona dönüyordu. Sokaktan gelen her seste pencereye koşuyor, her duyduğu kapı zilinde de, başkasının zili olduğunu anlayıp üzülüyordu.

Başka şehirde iş bulan oğlu, hem uzak yerde olduğundan hem de izin alamadığından 2 aydır gelememişti. Orta yaşlı kadın, büyük bir özlemle oğlunun gelmesini ümit ediyor, kulağı zil sesinde, ayak sesinde telaşla bekliyordu. Her anneler gününde, çocuğunun ona “Anneciğim, annler günün kutlu olsun” diyerek, boynuna sarılmasına öyle alışmıştı ki, sanki oğlu kapıdan giriverecek ve koşup boynuna sarılacaktı, sonra da onun için hazırladığı tatlılardan yiyecekti. Oysa oğlu geleceğini söylememişti ki. Kadın, boynu bükük düşündü,

“-ya gelmezse, ya izin alamadıysa.” İçini özlem dolu bir alevin yalayıp geçtiğini hissetti.

Kadın sabahtan hazırlığa başlamıştı.. Telaşlı halini gören eşi, sorup durmuştu;” Bu telaşın niye?” diye ama cevabını bir türlü alamamıştı. Sonunda da kadın;

“-Bu gün evde işim çok, sen git-gez biraz” diye ısrar ederek, eşini rica-minnet dışarı çıkarmıştı. “Ya, telaşımın nedenini anlarsa, ya saatlerce beklediğim halde oğlum gelmezse” diye düşünmüştü. “Gelmezse” düşüncesiyle bir daha yüreği titremişti.

Saatler geçip gidiyordu, öğlen olmak üzereydi;

“-Gelemiyorsan, bir telefon et bari, ‘anneciğim’ de..” İçinde sıkıntı armaya başlamıştı;

“-Anneler gününü kutlamak için bir telefon bile etmeyecek mi acaba? Ben böyle bekliyorum ama o belki hatırlamadı bile. ‘Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur’ sözü anneler için de geçerli olur mu hiç. Olamaz canım, bir telefon eder en azından. Hoş telefon yetmez, özledim yavrumu, kara gözlerini, yaramaz gülüşünü. Hıh.. yaramaz, dediğimi duysa yine darılır, ‘Beni çocuk gibi sevme’ der. Sanki nasıl seveceksem…”

Çocuğunu düşündükçe, onunla konuştuğunu düşündükçe yüzü gülüyor, farkında olmadan bir anda neşeleniyordu. Sonra duvardaki saate gözü takılıyor, yeniden durgunlaşıyordu.

“-Gelmeyecek, telefon bari etse..” diye düşündü istemeye istemeye.

“-Sesini bari duymuş olurum”. Tam böyle düşünürken, cep telefonunun sesiyle irkildi, omuzlarında bir yorgunluk, bakışlarında bir burukluk telefona uzandı., ekranına baktı, arayan oğluydu.

Sevinmeli miydi? sevinemedi. …acaba …acaba gelemeyeceğini söylemek için mi aramıştı. Telefonda kutlayıp geçecek miydi anneler gününü, sarılamayacak mıydı yavrusuna?

Açtı telefonu;

-Alo..

-Alo, nasılsın anneciğim?

-Sağol yavrum, sen nasılsın?

-İyiyim anneciğim.

-Ne yapıyorsun, işler nasıl?

-Biraz zor oldu ama alıştım, hem bu şehre, hem de işe alıştım.

-Öyle mi yavrucuğum.

Söylemiyordu işte ne telefonda kutluyordu, ne de gelmiyeceğini söylüyordu. Sonunda dayanamayıp sordu;

-İzin aldın mı yavrum?

-Evet anneciğim, izin aldım. Sen nerden bildin.

-Nerden mi, anneler günü için izin almadın mı?

-Ha, anneler günü doğru ya. Anneler günün kutlu olsun anneciğim.

-Sen sen.. bunun için izin almadın mı?

-Ah anneciğim, çok sevdiğim, benim için çok önemli bir bayanı görmeye gideceğimi söyledim. Şefim de izin verdi. Şimdi onun yanına gidiyorum.

Orta yaşlı kadın durakladı, sesine hakim olmaya çalıştı.

-Öyle mi, nasıl biriymiş bu?

-Anneciğim, emin ol bana, senin daha önce yaptığın yemeklerden daha lezzetlisini, daha önce yaptığın tatlılardan daha tatlısını yapmıştır, beni bekliyor şimdi.

-Ben… şey… tamam yavrucuğum. Şey, umarım o da seni seviyordur.

-Sevdiğine eminim anne, zaten bu ilk iznimi sırf onu görmek için aldım. Babam nerde anne?

-Dışardaydı yavrum. Hah.. kapı çalıyor, sanırım baban geldi.

-Tamam anne selam söyle, ben de mis gibi kokuların geldiği, dünya da en çok değer verdiğim bir dünya güzelinin kapısındayım.

-Tamam yavrum, söylerim. Sonra yine ara yavrum. Allah’a emanet ol.

Telefonu kapattı. Oysa ne kadar özlemişti oğlunu, ne kadar görmek istiyordu. Kapıya eli uzanırken, gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu.

Kapıyı açtığında, boynuna atılan oğlunun

“-Canım anneciğim, anneler günün kutlu olsun!” diye bağırması sanki bir rüya sahnesiymiş gibi geldi. Oğlu;

“-Anneciğim, seni sevindirecek bir sürpriz yapayım dedim, lütfen ağlama” dese de, annesi sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

02/06/2020

قَالَ رَجُلٌ: يَا رَسُولَ اللهِ مَا الْحَزْمُ؟ قَالَ: أَنْ تُشَاوِرَ ذَا رَأْيٍ ثُمَّ تُطِيعَهُ. (هب)
Bir adam “İşi sağlama almak nedir yâ Resûlallâh?” diye sordu. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.): “Akıl ve doğru görüş sâhibi kimse ile istişâre edip sonra ona itâat etmendir.” buyurdular. (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)

Address

Konya
42700

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dini hikayeler posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share