Maruf Çetin

Maruf Çetin http://www.marufcetin.com Maruf Çetin Facebook paylaşım sayfası

23/03/2024

Dün Moskova'da 140 kişi cıvarında insanın öldüğü bir terör saldırısı oldu. Ki Moskova iki yıldır savaş halinde ve hedef alınabilir. Bu haber iki gündür batı manşetlerinden inmiyor.

Batı basını Gazze'de İsrail saldırısının 168. gününde 32 binden fazla sivilin katledildiği hunharca bir soykırımı manşete almış mıdır hiç?

20/03/2024

Batının ve İsrail'in istediği şey Gazze'nin Batı Şeria'laştırılması. Çünkü Batı Şeria hiçbir direniş grubunun faaliyet yapamadığı tamamen tamamen yerleşimci terörüne açık bir alan.

Hamas'ı Gazze'den çıkarmalıyız diyorlar, peki Hamas Gazze'den çıkınca ne oluyor? Gazze aynı Batı Şeria gibi oluyor.


çıkar

İsrail Filistin'i tamamen yok etmeye odaklanmış durumda. Hamas ve direniş grupları yok edildikten sonra Filistin diye bi...
20/03/2024

İsrail Filistin'i tamamen yok etmeye odaklanmış durumda. Hamas ve direniş grupları yok edildikten sonra Filistin diye bir devlet asla var olmayacak. İsrail iki şeyi birlikte yapıyor.

1) Direniş gruplarını yok ediyor.

2) Sivil halkı terörize ederek Filistin'in dışına itmeye çalışıyor. Önce kuzeydeki halkı güneye sürdü. Daha sonra güneydekileri de Mısır sınırındaki Refah'a sürdü. Şimdi Refah'a şiddetli bir operasyon hazırlığı içindedir. Böylece sınırda toplanan 1.5 milyon filistinliyi kolayca sınırın ötesine Sina yarımadasına sürecek.

3) Bunlara ek olarak Batı Şeria'da da hızla yeni yerleşim birimleri kuruyor.

Sonuç; İsrail bunu bir varlık yokluk savaşına dönüştürmüş durumdadır. Gerçekten de önünde iki yol vardır. Ya Filistin devletini ezici bir darbe ile bitirecek veya iki devletli çözüme maruz kalacak. Bu yüzden 2 milyon sivil halkın yaşadığı bölgeyi sıkı bir ablukaya almış ve ağır bir bombardıma ve tüm Gazze halkını hedefleyen bir soykırıma tabi tutmuştur. Bombalama, abluka ve soykırım felaketi 21. yüzyılın en büyük insani felaketi haline getiriyor.

çıkar

25/02/2024

İşrail ve destekçileri Ğazze'deki vahşete neden son vermiyorlar? Çünkü yaptıkları onca katliam ve vahşete rağmen askeri olarak hiçbir başarı elde edemediler.

Ortaya koydukları askeri hedefler şunlardı: Rehineleri kurtarmak, haması ezmek ve ğazzeyi kontrol altına almak. Ancak bu hedeflere ulaşamadıkları gibi yakın bir zamanda da ulaşibilmeleri pek olası görünmüyor.

25/02/2024

Osmanlı bilgini Kınalızade'ye göre bütün erdemlerin ifrat ve tefriti vardır sadece "adalet"in ifrat ve tefriti yoktur. Çünkü adalette azlık ve çokluk yoktur. Az adalet ve çok adalet olamaz. Adalet tam bir denge halidir. Kantarın herhangi bir tarafına kayarsa denge bozulur ve adaletsizliğe yani zıddına, zulmü dönüşür.

25/02/2024

Türkiye laik bir ülke değil mi?
Evet, laik bir ülke.

Peki bu durumda Diyanet'in varlığı ve devletin sağladığı din eğitimi laikliğe aykırı değil mi?

Değildir. Çünkü devlet hukuken laiktir. Yani hukuken vatandaşların müslüman hıristiyan, yahudi budist vs olmasının bir önemi yok. Diğer yandan devlet halkın büyük çoğunluğunun ihtiyacı olan din hizmetlerini sağlayabilir. Bu laikliğe aykırı değil.

Peki bunu neden müslümanlar için yapıyor da örneğin hıristiyanlar ve yahudiler için yapmıyor? Çünkü Yahudiler ve Hıristiyanlar özerk olmak istiyorlar. Haham rahip ve papazların diyanet tarafından atandığını düşünün. Hıristiyan ve Yahudi din adamları devletin bir aparatı olmayı kabul ederler mi sizce? Etmezler. Onlara bu özerkliği sağlamak da yine laikliğe uygundur.

19/02/2024

HADİSLERİN KURAN'A ARZ EDİLMESİ MESELESİ

Hadis inkarcılığının iki şekli var:

Birinci kesim Casiye 6. ayette geçen "Biz sana Allah'ın ayetlerini hak ile okuyoruz. Allah'tan ve ayetlerinden başka hangi hadise inanıyorlar" ayeti delil olarak kabul edip tüm hadisleri direkt inkar ediyorlar. Halbuki Allah burada Casiye suresinde kafirlere ve onların sözlerine reddiye yapıyor. Kendi elçisinin sözlerine değil. Bu anlayış kafadan sakat.

İkinci kesim ise biraz daha ılımlı ve mantıklı. Onlar da "arzcı"dırlar. Bu konuda da bir hadisi kullanıyorlar. Bir hadiste “Benden sonra gelecek râviler benim hadislerimi rivayet edeceklerdir. Benden size gelen şeyi Allah'ın Kitabına arzedin. O'na uygunsa ben söylemişimdir. Şayet ona uygun değilse ben söylememişimdir.”

Şimdi Kuran'a arz edenlerin yaptığı gibi biz de bu hadisi Kuran'a arz edelim. Birincisi hadis gelecekten haber veriyor (futurizm). Peygamber döneminde raviler yoktu ve bu ravilik gelecekte oluşan bir kurum olduğuna göre... Halbuki Kurana arz edicilerin yaptığı "gelecek ile ilgili haber veren tüm hadisler" Kuran'a aykırı diye reddediliyordu.

İkincisi peygamberin sözlerinin Kuran ile kritik edilmesi peygamber döneminde bilinen bir uygulama değildir. Yani hiçbir sahabi hiçbir zaman çıkıp da "Ey Allah'ın resulu, sen filan konuda şöyle şöyle diyorsun da dur bakalım senin bu söylediğin Kuran'a uygun mu?" diye sorgulamaya kalkmamıştır. O zaman "peygamberin sözlerinin müminler tarafından Kuran'la sorgulanması" diye bir şey söz konusu değildir.

Bir sözün peygamberden gelip gelmediğinin kanıtı da onun Kuran'la uyumlu olup olmaması değildir. Eğer böyle olsaydı Hadislerin içinde Kuranla tezat teşkil etmeyenlerin tümünün doğrudan hadis olarak kabul edilmesi gerekirdi. Ayrıca bu bir "haber doğrulama metodu" değildir. Kuran'da haberleri aktarmanın en güvenli yolu yazmak ve doğru şahitliktir. Aktarılan yazıda ve şahitlikte sözün içeriğine bakılmaz. Şahitlik eden kişinin adil bir şahit olup olmadığına bakılır. Bu yüzden hadis kritiğinde dirayet (hadisin içeriği) değil rivayet zinciri esas alınmıştır. Rivayet aktaran kişilerin yaşamları araştırılmış ve ancak doğru sözlü ve adil şahit olduğuna kanaat edilenlerin rivayetleri kabul edilmiştir. Bu da doğru bir yöntemtir.

Diğer yandan peygamber sözünün Kuran'la çelişemeyeceği gerçeği elbette sabittir. Ancak bu da tartışmaya ve yoruma açık olmayan konularda mümkündür. Bunu yapabilmemiz için de hem Kuran'ı hem de hadisleri çok iyi biliyor olmamız gerekir.

Müşkil hadisler elbette vardır. Fakat bunlar da azdır. Onbinlerce hadis içinden belki yüz tane hadis çıkabilir. Fakat bunların müşküllüğü de çoğu kez bilgi eksikliğinden kaynaklanır. Örneğin bir hadiste "siyah köpeği öldürün" demiş. Dikkat ederseniz tüm hadis bu kadar. Şimdi biz bu hadisin hikayesini bilmiyoruz. Siyakını ve sibakını (önünü ve ardını) ve söylenme sebebini bilmiyoruz. Belki de Medine'ye musallat olan ve rengi siyah olan bir köpek çetesini kastediyordu. Dolayısı ile eksik bir bilgi üzerinden olumlu veya olumsuz hüküm inşa edemeyiz.

Şimdi hadislerden başka bir örnek vereyim:

Bir hadiste şöyle Hz. Peygamber: "Ben nasıl ki dinin tenzili için savaştıysam ayakkabı tamircisi de dinin tevili için savaşacaktır." demiş. Rivayete göre o sırada Hz. Ali oturmuş ve ayakkabısını tamir ediyordu. Peygamberin kastettiği de oydu. Şimdi bu sözün önü ve arkası olmadan bağlamından ayrılmış olarak bize nakledildiğini düşünün. "Ayakkabı tamircisi din tevili için savaşır" :)))

Dolayısı ile gördüğünüz gibi birçok hadisi de Kuran'a arz da edemeyiz. Dolayısı ile metodolojik olarak bilgisinin yeterince net olmadığı bu tür hadisleri muhkem olarak da kabul etmeyebiliriz. Yani bir hüküm ifade etmezler. Fakat bu onları inkar etmemizi de gerektirmez. Bence bu konularda da son kararı vermesi gereken kişiler hem Kuran'ı hem de hadisleri çok iyi bilen kişiler olmalıdır.

18/02/2024

MODERNİST İSLAMCILARIN GEÇMİŞİ VE GELECEĞİ

"Yalnız Kuran" diyen modernist aydınlarımız 80'li ve 90'lı yılların sıkı İslamcılarıydılar. Özellikle 2000 yılından sonra dinin dışındaki seküler kitapları da okumalarının etkisi ile bazı şeyleri sorgulamaya başladılar. 2004-2006 yıllarında hararetli tartışmalar oldu. Yaşar Nuri Öztürk, Edip Yüksel, İhsan Eliaçık, Kenan Çamurcu, Dücane Cündioğlu zannediyorum islami camiadan ilk kopanlardır. Caner Taslaman, Emre Dorman gibi islami camiadan gelmeyenlerin sürece hangi aşamada dahil olduklarını bilmiyorum ama sanırım onlar da o tarihlerde olması lazım. Mustafa İslamoğlu 2010'lardan sonra olması lazım. Keza Mehmet Okuyan, Mustafa Öztürk ve diğer bazı ilahiyatçılar da öyle olabilir.

Bana göre bu akımın oluşmasında iki önemli faktör var.

1) Modernleşme. Özellikle batı kaynaklı seküler kitapların okunması bunu tetikledi. Batılılar sürekli paradigmalarını yenilerken İslam dünyası ve hatta islamcılar ne durumdaydı? Batıya kıyasla belirli kalıplar içinde kaldığımız ve yeni düşünceler üretemediğimiz doğru. Modernleşmenin ilk neticesi, Kuran dahil tüm İslami kaynakların itibarsızlaştırılması oldu. Mesela İhsan Eliaçık'ın "Kuran'ı salladıkça içinden yağ çıkan bir yayık mı zannediyorsunuz" lafını unutamam :)))

2) İran'ın şii propagandasının etkisi. Şii propagandası ülkemizde özellikle sünni hadis paradigmasını itibarsızlaştırma konusunda büyük mesafe katetti. Bunu biliyorum çünkü buna ben de maruz kaldım. Fakat benim şiadan etkilenme ve şianın etkisinden çıkma tarihim ötekilerden daha erken oldu. :))) İhsan Eliaçık, Kenan Çamurcu ve Mustafa İslamoğlu da şia propagandasından en çok etkilenenler arasındaydı.

Netice itibarıyla bugün "yalnız kuran" diyen modernist tayfa yeni bir yol ayrımına varmış olabilir. Bir kısmı deizm ve ateizme yöneliyor, bir kısmı da iddialarını biraz yumuşatıp geleneksel çizgiye yeniden yakınlaşıyor. Son günlerde İhsan Eliaçık'ta dini/islamcı çizgiye böyle bir yakınlaşma görüyorum. Mehmet Okuyan'ın da tefsir yazması ve son yaptığı konuşmalarda hadislere referans yapması bu minvalde okunabilir. İşte biz aslında mütevatir hadisleri ve Kuranla uyuşan hadisleri kabul ediyoruz filan deniliyor. Yakında diğer bazı ilahiyatçılarda ve özellikle Mustafa İslamoğlu'da böyle bir eğilim görülebilir.

Diğer bir kesim ise deizme ve ateizme çoktan ulaştı bile. Yaşar Nuri Öztürk bildiğiniz gibi Deizm'in kitabını yazan adamdır. Mesela Hamdi Tayfur bildiğimiz kadarıyla ateist oldu. Edip Yüksel ve Dücane Cündioğlu da seküler deizm ateizm bandında dolaşıyorlar.

17/02/2024

İslam hukukunda normlar hiyerarşisi nasıldır? Klasik fıkıh/hukuk sistemine göre bakarsak;

1-) Kuranı kerim
2-) Peygamber sünneti. Bu da iki şekilde gelir: Yazılı hadisler, yaşayan sünnet.
3-) İcma (bir konuda ulema ittifak etmişse o kaynak olarak alınır.
4-) Kıyas (aslında bununla içtihat kastediliyor.)

Burada modern hukukta da olduğu gibi bir hiyerarşi olduğuna dikkat etmek gerekir. Alt olanın üst olanla uyumlu olması gerekir. Yani nasıl ki kanun anayasaya aykırı olamazsa aynı şekilde sünnet de Kuran'a aykırı olamaz. Aynı şekilde kıyas ve içtihat da Ümmetin icmasına aykırı olamaz.

17/02/2024

Mehmet Okuyan hoca bir tefsir profesörü. "Tek kaynak Kuran" akımının savunucularından. Yazdığı 16 ciltlik tefsir kitabı basılmış. Öncelikle kendisini bu çalışmadan ötürü tebrik ederim.

İkinci konu da şu: Kuran tek başına anlaşılır, Kurandan başka kaynak yoktur diyen bu arkadaşlar nedense kendileri de bir sürü kitaplar yazıp basıyorlar. Kuran tek kaynaksa ve tek başına anlaşılıyorsa sen bunu açıklamak için niye 16 ciltlik kitap yazıyorsun? Bu da bu kesimin apaçık bir çelişkisidir.

"Tek başına Kuran yeter" demek aslında dinin ve İslamın içini boşaltmaktır. Bu mantık İslam hukukunu yok eden bir anlayıştır. Kuran kazuistik değildir. Herşeyin yazılı olduğu ve her ayrıntıyı bildiren bir kitap da değildir. Peygamberin sünneti önemli bir tamamlayıcı kaynaktır.

Peygamberin sünnetini ve ulemanın içtihat ve müktesebatını reddeden bu arkadaşlar, oluşan boşluğa bu sefer kendi yorumlarını kendi algılarını koyuyorlar.

Address

Mardin Midyat
Istanbul
34112

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Maruf Çetin posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Maruf Çetin:

Share