Dos bilgisayar co. Akinsoft HATAY BAYİ

Dos bilgisayar co. Akinsoft HATAY  BAYİ Teknoloji Noktası Bilgisayar teknolojileri, güvenliği konularında bağımsız ve yetkin otorite olarak model kabul edilmektir.

Bağımsızlık, tarafsızlık ve dürüstlük temel ilkelerimizdir.

25/08/2016
28/08/2014

ARKADAŞLAR BURAYA ÇOK SAYIDA MESAJ ATILIYOR VE SORU SORUYORSUNUZ..AMA AKTİF OLARAK KULLANILMADIGINDAN CEVAP VEREMİYORUZ..

27/03/2014

işyerimizde çalışmak üzere bayan eleman alınacaktır..

A'dan Z'ye bilgisayarın olmazsa olmazı fareNasıl icat edildi? Niçin "fare" denildi? Zamanla değişenler, doğru ürünü seçm...
16/01/2014

A'dan Z'ye bilgisayarın olmazsa olmazı fare

Nasıl icat edildi? Niçin "fare" denildi? Zamanla değişenler, doğru ürünü seçmek ve çok daha fazlası!

Fare gerçekten de bilgisayar ve kullanıcı arasındaki iletişimi sağlayan en önemli aygıt. Kendisi bir "giriş aygıtı" kategorisinde bulunuyor ve günümüzde klavye ve barkod okuyucu gibi cihazlara ek olarak mikrofon, parmak izi okuyucu ve we**am gibi cihazları da aynı kategoriye yerleştirebilmek mümkün. Elbette endüstriyel açıdan geliştirilen birçok farklı yöntem de mevcut ancak bizi biraz daha ev kullanıcısı ilgilendirdiğinden çok fazla açılmaya gerek yok.

Birkaç yıl kadar öncesinde klavye ve fareden başka giriş aygıtı söylemek zor olurdu ancak günümüze bakıldığında we**am'lerin yüz algılama teknolojisi, parmak izi okuyucularla sağlanan güvenlik de onları giriş aygıtı sınıfına sokuyor. Şimdi farenin neden en önemlisi olduğuna geleceğiz. Bilgisayarınızdaki we**am veya mikrofon bozulursa emin olun hayatınızda çok fazla bir şey değişmeyecek. Klavyeyi söktüğünüzde biraz iletişim zorluğu yaşayabilirsiniz. Yine de günümüzün trendi klavyesizliğe doğru gidiş.

Sesi yazıya dönüştüren programlar tüm hızıyla gelişiyor, dokunmatik ekranlar yaygınlaşıyor ve iletişim deseniz sesin yanı sıra görüntülü olarak da sağlanabiliyor. Demek istediğimiz yazamasanız da bir ölçüde iletişim kurmak mümkün. İlerleyen yıllarda klavye hayatımızdan çıkarsa pek şaşırmayacağımızı söylemeliyiz. Fare ise kesinlikle daha uzun ömürlü olacak. Günümüzün trendi dokunma teknolojisinin bile faredeki tıklamadan esinlendiğini unutmamak gerekiyor. Öncelikle parlak fikrin nasıl oluştuğuna bir bakalım.
Fare pek sevilen bir hayvan türü olmasa gerek. Hatta adının duyulması bile çoğu zaman suratların ekşimesine neden olur. Fakat bilgisayar faresinde tam tersi durumlar yaşanır. Aynı surat ekşimesini faresinde sorunlar ortaya çıkmaya başlayan bir bilgisayar kullanıcısında görebilirsiniz. Fare yabancı dilde de aynı anlama denk gelecek şekilde kullanılıyor.

Kuşkusuz bunun nedenleri arasında ilk sırada kablonun bir kuyruğu anımsatması var. İkinci nedense işaretçinin ekranda oldukça hızlı bir şekilde hareket etmesi ve kaçan bir fareyi anımsatması. Tüyleri düşünmezseniz ergonomik olarak da bazı farelerin o sevimli (!) canlıyı anımsattığı söylenebilir. Bilgisayar faresi 1963 yılında Stanford Araştırma Enstitüsü'nde ortaya çıkıyor. Nereden baksanız bir 50 yıl söz konusu. Oldukça büyük olan ilk farenin birbirine dik olarak duran iki tekerleği vardı ve böylece hem yatay hem de dikey eksende yapılan hareketler bilgisayara aktarılabiliyordu. Geliştirici Douglas Engelbart 1970 yılında ilk patentleri aldı. İşaretlemeyi sağlayan tek bir tuş mevcuttu ve fotoğraftan da görebileceğiniz gibi ele pek oturmayan ve ergonomi ile ilgisi olmayan bir yapı vardı.1970 yılının sonrasına doğru Xerox PARC'tan Bill English fareyi biraz daha geliştirdi. Toplu farenin temellerinin bahsi geçen dönemde atıldığı söylenebilir. Engelbart'ın geliştirdiği faredeki o büyük tekerlekler, yerini fare gövdesi içinde bulunan ve millere temas eden bir t**a devretti. Top yine birbirine dik iki mile –tıpkı birbirine dik konumlanan tekerlekler gibi- temas ediyordu ve böylece hareket bilgisi sisteme aktarılıyordu.

Yaşı ileri olan kullanıcılar bir dönemin trackball'larını hatırlayacaktır. Trackball'larda aynı top farenin içi yerine dışına alınmıştı ve parmak hareketleri ile işaretçinin kontrolü sağlanıyordu. Pek kullanışlı olmadı ancak endüstride çoğu alanda kabul gördü. Toplu yapı elbette farenin yaygınlaşmasını sağlamada büyük pay sahibi ancak geniş bir açıdan bakıldığında zamana bağlı bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Millerin yağlı yapısı nedeniyle topun taşıdığı tozlarla bozulması birçok toplu fare kullanıcısının başına gelmiştir. Hassas bir yapıya sahip olan top aynı zamanda ağırdır ve bileğin gereğinden fazla yorulmasını sağlar. Özellikle hızlı hareketlere karşılık alabilmek zordur ve oyuncular tarafından pek sevilmez. Neyse ki 90'ların yarısından sonra optik fareler algılama teknolojisini devraldı ve ikinci çığırı açtı.Algılamanın temeli olan topun yerini ilk etapta optik algılayıcıya bırakmasında ise Mouse System Corporation'da görevli olan Steve Krisch büyük bir pay sahibi. Artık top yerini bir zemin algılayıcıya bırakmıştı fakat özel bir metal zemin olmadan ne yazık ki algılama gerçekleşmiyordu. Zamanla teknolojilerin ucuzlaması ve gelişmesi sonucunda görüntü işlemcilerin kullanılmasına başlandı ve yüzeyin aydınlatmasında LED'lerden faydalanıldı.

Görüntü işlemcilerin gitgide daha hassas hale gelmesi sayesinde fareler artık yüzey seçmez ve her yüzeyde çalışabilir hale geldi. Günümüzde halen kullanılmakta olan en yaygın fare çeşidi optik algılayıcı içerenlerdir. Kimi firmalar tarafından daha iyi sonuçlar için mekanik ve optik melezi ürünler üretildiyse de optik teknoloji piyasanın değişmezleri arasına yerleşmiş durumda ve günümüzde geçerliliğini sürdürüyor. Optik algılayıcı ürünler artık son derece uygun fiyatlı ve camda dahi çalışabilir hale geldi. Yine bazı firmalardan zaman zaman farklı çözümler gelebiliyor ancak temel aynı.Günümüzde algılama teknolojisinde gelinen en son nokta ise lazer. Lazer fareleri geliştiren şirket Logitech ve 2004 yılı sonrasında ürünler piyasada boy göstermeye başladı. Lazer farelerde de bir görüntü işlemci kullanılıyor ancak yüzeyin algılanmasında optik teknolojiye göre gözle algılanması daha zor olan lazer ışınları kullanılıyor. Aynı görev optik farelerde genelde kırmızı renkli bir LED ile sağlanıyor.

Lazer fareler de elbette zamana bağlı olarak bir gelişim sürecinden geçti. İlk lazer fareler hakkındaki en önemli şikayetler ürünlerin kaldırılıp tekrar yüzeye konduğunda hemen tepki verememesi yönündeydi. Şu an piyasanın en uygun fiyatlı lazer faresinde bile böyle sorunlar yok. Yine de lazer ürünlerin dört dörtlük çalışma konusunda optik farelerden çok daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Ama iyi bir mousepad ile birlikte optik bir fare de aynı konforu yaşatacaktır.

Fareler zamana bağlı olarak tasarım konusunda da büyük ilerleme kaydetti. Sürekli ilginç ve sıra dışı modellerle karşılaşabilmek mümkün. Ancak asıl önemli noktalardan birini daha atlamadan geçmeyelim. Toplu teknolojinin son dönemlerine doğru scroll'un fareye eklenmesi ile birlikte büyük bir kullanım kolaylığı sağlandı. Optik teknolojiye geçişle birlikte scroll bir standart haline geldi. Günümüzde ise web tarayıcılarda ileri ve geri kullanımını üstlenen başparmak tuşları standart olma yolunda.Fareler yayınlaşmaya başladığında seri arabirim üzerinden bilgisayarla iletişim kuruyorlardı. Çok geçmeden halen günümüze kadar gelmeyi başaran PS/2 arabirimi gündeme oturdu. Piyasada halen PS/2 destekli birçok ürünle karşılaşabilirsiniz. Hatta USB olan bazı klavyelerin PS/2 arabirimine bağlanarak kullanılabilmeleri için kutularına dönüştürücü konulduğu bile oluyor. Bir yılı geçeceğini düşünmüyoruz ama PS/2 de artık emekliye ayrılmak üzere. USB çok daha kullanışlı. Yeni nesil birçok anakartın PS/2 yuvası içermediğini ve yerine USB'ler konulduğu gözümüzden kaçmıyor.

Yeni nesil tüm ürünler de – özellikle üst seviye - USB arabirimini destekliyor. Kablosuzluğa geçiş ise kızılötesi ile başladı. 90'ların sonlarına doğru desek hata etmemiş oluruz. Kızılötesi teknolojisi tıpkı evinizdeki uzaktan kumanda gibi. Alıcı ve verici birbirini görmezse işe yaramıyor. Elbette kablosuz olması hoş ancak yoğun bir şekilde çalışan ve masasını dağıtanlar için hoş olmasa gerek. Neyse ki radyo dalgaları ile bilgisayara USB bir alıcı üzerinden bağlanan ürünlerin yaygınlaşması fazla uzun sürmedi.

Günümüzde halen geçerli olan standart RF yani radyo dalgalı ürünler. Teknoloji 27 MHz ile başladı ve şimdi 2.4 GHz güncellemesi ile birlikte en kusursuz halini aldı. Elbette bir de pek yaygın olmayan Bluetooth destekli ürünler var. Bluetooth biraz daha az güç tüketiyor ve özellikle bazı küçük fareler taşınabilir bilgisayarlar –bilgisayarda dahili Bluetooth var ise- ile böylece herhangi bir alıcı kullanılmadan haberleşebiliyor. En kusursuz iletişimin kablolu ürünler tarafından sağlandığı yadsınamaz. Dolayısı ile birçok oyuncu donanımı kablolu bağlantı sunuyor. Parazit ve anlık enerji düzensizliği iletişimi sekteye uğratabilir. Günümüzde kablosuz fareler daha yaygın. Yani anlayacağınız fareye adını veren kuyruk birkaç sene sonra unutulursa şaşırmamak gerek.Eğer sıkı bir oyuncu değilseniz masaüstü bilgisayarınız için mutlaka kablosuz bir fare düşünün. Oyuncular için üretilmiş olan modeller seri hareketleri bilgisayara en iyi şekilde aktarabilmek adına kabloya gereksinim duyuyor. Kuşkusuz ergonomileri, algılayıcıları ve kaliteleri de oldukça üstün ve buna bağlı olarak fiyatları oldukça yüksek.

Masaüstü bilgisayarınızda da taşınabilir bilgisayar kullanıcıları için geliştirilen fareleri kullanabilirsiniz. Hazır taşınmaya dair bir detay yokken elinizi tam anlamıyla kavrayan bir modele yönelmek daha doğru. Kasanızın arkasında bir USB arabirimi kullanacağınızdan ürünlerde nano alıcıya yer verilip verilmediği önemsiz. Yine en üst seviyeyi oyunculara dair ürünler oluşturuyor ve bir oyuncu faresi satın almak için mutlaka oyun oynamanız gerekmiyor. Ergonomiye teknolojiye ve görüntüye önem vermeniz yeterli. Ergonomi için klavye ve fareyi bir arada bulunduran setlere bakmayı da deneyebilirsiniz.Taşınabilir bilgisayar kullanıcılarının fare seçimini her şeyden önce küçük bir üründen yana yapması gerekiyor. Küçük ürünler fazla yer kaplamaz ve touchpad'i kullanmak zorunda olmaktan her zaman daha iyidir. Mutlaka kablolu veya kablosuz bir ürün satın alın diye öneride bulunmuyoruz fakat hayatınızdaki kabloları mümkün olduğunca azaltmayı seviyorsanız uygun fiyatlı bir kablosuz ürüne yönelebilirsiniz.

Kablolu ürünler 5-6 TL gibi fiyatlara sahip ve kesinlikle iş görüyorlar. Kablosuz ürünlerde ise 20 TL'ye oldukça kaliteli bir ürün satın alabilirsiniz. Bluetooth destekli ürünler de artık uygun fiyatlara edinilebiliyor; zira birkaç sene öncesinde sadece birkaç markanın ürünü vardı. 30 TL seviyesinde Bluetooth destekli bir ürün edinilebilir. Tasarım, özellik ve ergonomide en üst modeli istiyorsanız 200 TL'yi aşabileceğinizi belirtelim. Nano alıcılı bir kablosuz ürün bize göre en mantıklı tercih olacaktır.Fare gerçekten de bilgisayar ve kullanıcı arasındaki iletişimi sağlayan en önemli aygıt. Kendisi bir "giriş aygıtı" kategorisinde bulunuyor ve günümüzde klavye ve barkod okuyucu gibi cihazlara ek olarak mikrofon, parmak izi okuyucu ve we**am gibi cihazları da aynı kategoriye yerleştirebilmek mümkün. Elbette endüstriyel açıdan geliştirilen birçok farklı yöntem de mevcut ancak bizi biraz daha ev kullanıcısı ilgilendirdiğinden çok fazla açılmaya gerek yok.

Birkaç yıl kadar öncesinde klavye ve fareden başka giriş aygıtı söylemek zor olurdu ancak günümüze bakıldığında we**am'lerin yüz algılama teknolojisi, parmak izi okuyucularla sağlanan güvenlik de onları giriş aygıtı sınıfına sokuyor. Şimdi farenin neden en önemlisi olduğuna geleceğiz. Bilgisayarınızdaki we**am veya mikrofon bozulursa emin olun hayatınızda çok fazla bir şey değişmeyecek. Klavyeyi söktüğünüzde biraz iletişim zorluğu yaşayabilirsiniz. Yine de günümüzün trendi klavyesizliğe doğru gidiş.

Sesi yazıya dönüştüren programlar tüm hızıyla gelişiyor, dokunmatik ekranlar yaygınlaşıyor ve iletişim deseniz sesin yanı sıra görüntülü olarak da sağlanabiliyor. Demek istediğimiz yazamasanız da bir ölçüde iletişim kurmak mümkün. İlerleyen yıllarda klavye hayatımızdan çıkarsa pek şaşırmayacağımızı söylemeliyiz. Fare ise kesinlikle daha uzun ömürlü olacak. Günümüzün trendi dokunma teknolojisinin bile faredeki tıklamadan esinlendiğini unutmamak gerekiyor. Öncelikle parlak fikrin nasıl oluştuğuna bir bakalım.

Ultrabook alırken nelere dikkat etmeli?Eğer siz de bir ultrabook almanın zamanı geldi diyorsanız, bu rehber çok işinize ...
16/01/2014

Ultrabook alırken nelere dikkat etmeli?

Eğer siz de bir ultrabook almanın zamanı geldi diyorsanız, bu rehber çok işinize yarayacak...
Markalar tarafından bundan iki yıl öncesine kadar "Ultra İnce Ultra Hafif" olarak adlandırılan ve birbiriyle incelik ve hafiflik konularında kıyasıya yarışan cihazlar, Intel tarafından yine iki yıl öncesinde "Ultrabook" kategorisi yaratıldıktan sonra bu isimle anılmaya başladılar. Ancak bu kategoride yer almak için sadece incelik ve hafiflik yetmiyordu. Bu kategoriye dahil olabilmek için ince ve hafif olmanın yanı sıra belli başlı özellikler de gerekiyordu. Peki, nedir bu özellikler? Bu rehberde sizlere, bu özellikler başta olmak üzere, Ultrabook alırken nelere dikkat etmeniz gerektiği hakkında ipuçları vermeye çalışacağız. Kahvenizi aldıysanız başlayalım.
Intel tarafından 2011 yılında belirlenen ilk standartlara göre, markaların üretecekleri 13.3 inç ve daha küçük ekran boyutuna sahip dizüstü bilgisayarların Ultrabook kategorisine dahil olabilmesi için maksimum kalınlığının 18 mm olması, 14 inç ve üstü ekran boyutlu cihazların ise 21 mm'yi geçmemesi gerekiyordu. Ayrıca cihazın Sandy Bridge mimarisine sahip bir işlemciye ve en azından 5 saatlik pil ömrüne sahip olması gerekiyor, aynı zamanda da açılış hızının 7 saniyeden kısa sürmesi de şart olarak öne sürülüyordu.

Geçen yıl ise bu şartlarda revizyona gidildi ve işlemci tercihi Ivy Bridge mimarisine dayalı 3. nesil olarak değiştirilirken, kategoriye başka ek özellikler de getirildi. Artık bir cihazın "Ultrabook" olarak anılabilmesi için saniyede 80 MB'lık minimum transfer hızına sahip olması ve üzerinde USB 3.0 ya da Thunderbolt bulundurması gerekiyordu. Ayrıca kategoriye "ikisi bir arada cihazlar" da eklenerek bu cihazların maksimum kalınlıklarının 23 mm olması şart koşuldu. Ultrabook türlerine geçmeden önce kategori için bu yılın ortasına doğru yeni bir güncelleme daha gelmesi beklendiğini ve yeni güncellemeyle beraber yeni cihazlarda minimum 9 saatlik pil ömrünün şart koşulabileceğini de söyleyelim.
Ultrabook kategorisinde gerçekten çok ince ve çok hafif cihazlar var. Aynı zamanda gerek pil ömrü, gerekse de gösterdikleri performansla kendilerinden sıkça bahsettirmeyi başaran Ultrabook'lar, dokunmatik ekranlı yeni nesillerle birlikte aynı zamanda tablet olarak da kullanılabilmeye başladılar. İkisi bir arada cihazlar olarak anılan bu hibrit modellerle birlikte kategori de oldukça şenlendi diyebiliriz. Şimdilerde Ultrabook kategorisinde dizüstü bilgisayar görünümünde olan cihazlarla karşılaştığımız gibi, aynı zamanda farklı şekillerde tablete dönüşebilen modelleri de görüyoruz. Ultrabook satın alma konusunda ilk karar vermeniz gereken nokta da böylece kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor: Ne tür bir Ultrabook alacaksınız?

Herhangi bir tablet özelliği göstermeyen ve klasik dizüstü bilgisayar görünümünde olan bir Ultrabook da alabilirsiniz, yoksa tablet özelliği bulunan bir cihaz da. Eğer tercihinizi cümlenin ikinci kısmından yana kullanırsanız, bu defa şuna karar vermeniz gerekiyor: Ultrabook'unuz tablete nasıl dönüşmeli? Piyasada ekranı geriye doğru katlanarak tablete dönüşebilen modellerin olduğu gibi, ekranın çerçeve içinde döndükten sonra kapatıldığı modeller de bulunuyor. Elbette yine tercihinizi ekranın kayarak klavyenin üzerine yerleştiği tipteki cihazlardan da kullanabilirsiniz. Diğer bir seçenek ise, ekranın kendi ekseni etrafında dönmesi suretiyle tablete dönüşebilen cihazlar. Bu dört farklı modele ek olarak şimdilerde hem önde hem de arkada ekrana sahip dual monitörlü modelleri de Ultrabook'lar arasında görmeye başladık. Bunlardan hangisini beğendiniz bilmiyoruz, ancak bizim en kullanışlı bulduğumuz yöntemin, ekranın gövdeden tamamen ayrılarak tablet halini alabilmesi olduğunu söyleyelim. Bu sayede cihazı bir tablet olarak kullanmak istediğinizde gövdeyi de boşuna elinizde taşımıyorsunuz. Satın almak istediğiniz tablet türüne karar verdiyseniz artık diğer dikkat edilmesi gereken unsurlardan bahsedebiliriz.Tablet mi yoksa dizüstü bilgisayar formunda mı bir Ultrabook alacağınıza karar verdikten sonra artık ikinci adımda, kaç inç büyüklüğünde bir ekrana bakmak istediğiniz hakkında konuşabiliriz. Az önce de bahsettiğimiz gibi Ultrabook'larda ekran boyutuyla ilgili bir kısıtlama yok; kategori altında farklı boyutlarda ekrana sahip modellerle karşılaşabiliyoruz. Ancak Ultrabook'ların odağını 13.3 inçlik modellerin oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra yine 11.6, 12.5, 14, 14.4 ve 15.6 ekran boyutuna sahip modelleri görebilirsiniz. HD, yani 1366x768 piksel çözünürlük sunan modellerin yanı sıra Full HD çözünürlüğe sahip cihazların da olduğu kategoride, çözünürlük miktarı arttıkça fiyat da artış gösterebiliyor. Elbette iyi bir ekran performansı için iyi çözünürlük şart, ancak bütçeniz kısıtlıysa HD çözünürlük de yeterli olacaktır.

Eğer 15.6 inç büyüklüğünde bir Ultrabook alacaksanız ve yine bütçeniz fazla açılmanıza müsaade etmiyorsa, şimdilik dokunmatik destekli ekranları es geçmenizi tavsiye edebiliriz. Aldığınız cihazı zaten dizüstü bilgisayar şeklinde kullanacaksınız; o nedenle tablete dönüşebilir bir Ultrabook aramadığınız sürece maliyeti düşürmek adına dokunmatik ekranlardan kaçınmanızda fayda var. Ekranla ilgili bahsedebileceğimiz diğer bir nokta ise malzemesi. Genellikle parlak bir malzemeyle kaplanmış olan Ultrabook ekranları özellikle ışıklı ortamlarda fazla yansımaya maruz kalabiliyor. O nedenle mümkün mertebe mat ekranları tercih edin, eğer yapamıyorsanız en azından yansıma miktarı en az olan cihazlara yönelmeye çalışın.İşlemci seçiminiz elbette alacağınız Ultrabook'tan beklentilerinize ve bütçenize bağlı olarak değişim gösteriyor. Şu an Ultrabook'larda Intel Core ailesinin 2. nesil işlemci ailesinde yer alan Sandy Bridge ve 3. nesilden Ivy Bridge tabanlı işlemciler bulunuyor. Elbette artık almışken Ivy Bridge tabanlı bir işlemciye sahip Ultrabook almak en mantıklısı. Ancak bazı Intel Core i3 ve i5 işlemcili modellerde 2. nesil seçenekleri de bulunuyor; dilerseniz seçiminizi o şekilde de yapabilirsiniz elbette. Ancak 3. nesil tabanlı işlemcilerin hem performans hem de enerji tüketimi konusunda 2. nesilden daha iyi durumda olduklarını belirtelim. Eğer performans konusunda endişeleriniz varsa, Intel Core i7 ailesine mensup bir işlemciye sahip Ultrabook modeline yönelmeniz elbette en doğrusu olacaktır.

Seçim kriterini bütçeye göre yapılandıracak olursak, Intel Core i3'lü modeller en uygun fiyatlı modeller olacakken, i7'li cihazlarsa üst segment olarak sınıflandırılabilir. Arada bulunan i5'li cihazlar da fiyat-performans konusunda iyi bir denge yakalayabiliyorlar. Ancak hangi türü seçerseniz seçin, tekrar söylüyoruz bizce 3. nesil ailesine mensup bir işlemciyi tercih edin.Bir önceki bahsettiğimiz işlemci seçiminde 3. nesil bir işlemci seçmenizde ısrarcı olmamızın sebebi konu grafik olunca da önemini gösteriyor. 2. nesil işlemciler Intel HD 3000 serisi grafik işlemcilere destek verirken, 3. nesil işlemciler de tahmin edebileceğiniz üzere bir üst gömlek olan Intel HD 4000 serisi kullanılıyor. Bu sayede eğer harici bir ekran kartına sahip Ultrabook almayacaksanız dahili grafik işlemci de size yeterli performans sunabiliyor. Ancak elbette ki görsellik anlamında üst düzey performans istiyorsanız AMD veya Nvidia tabanlı bir ekran kartına sahip Ultrabook modelini tercih etmenizde yarar olduğunu söylemeliyiz. AMD Radeon HD7000 ailesinden veya Nvidia GeForce GT630M harici grafik kartına sahip cihazlara yönelerek özellikle oyun konusuna yeşil ışık yakabilirsiniz. Elbette bunda ekran kartı hafızasının da etkisi var; 2 GB DDR3 fazlasıyla yeterli olacaktır. Harici ekran kartları daha çok dizüstü bilgisayar görünümünde kullanılan Ultrabook modellerinde karşımıza çıkıyor. Tabletler içinse yerleşik ekran kartı yeterli iş görüyor.Ultrabook kategorisinde ortalama 4 GB'lık bellekler kullanılıyor. Ancak daha yüksek performans beklentisi içinde olan kullanıcılar için bu rakam 6 ve 8 olarak da değişebiliyor. Elbette ki ne kadar yüksek bellek, o kadar hızlı sistem demek, ancak biliyorsunuz ki bu size maliyet olarak da geri dönüyor. O nedenle bizce eğer sistemi oyun veya yoğun multimedya uygulamaları gibi çeşitli aksiyonlarla yormayacaksanız bizce 4 GB sizin için yeterli olacaktır.

Depolama konusunda Ultrabook'lar arasında birbirinden farklı çözümler sunuluyor. Çoğu ürünlerde yalnızca SSD kullanılırken, kimilerinde pek yaygın olmasa da sadece SATA diskler bulunuyor. Yaygın olarak kullanılan diğer bir yöntem ise aynı anda hem SATA hem de SSD diske birlikte yer verilmesi. Ancak bizce sunduğu veri transfer hızı nedeniyle SSD'li modelleri tercih etmeniz daha doğru olacaktır. Bu noktada bir kez daha işlemci adımına dönmek gerekiyor. Eğer 3. nesil bir işlemci tercihinde bulunursanız saniyede minimum 80 MB transfer hızını garantilemiş olacaksınız. Hızlı veri transferinin sistem performansını etkileyen ana unsurlardan biri olduğunu unutmayın.

Markaların Ultrabook kategorisinde yer alabilmesi için cihazlarında minimum 5 saatlik bir pil süresi sunmaları gerekiyor. Ancak bu süre pek çok modelde 7 saate kadar çıkabiliyor; en azından bu türde iddialarda bulunuluyor. O nedenle en iyisi siz satın alma aşamasındayken cihazın bataryasını öğrenerek hakkında biraz araştırma yapın, içiniz rahat etsin.Ultrabook'lar ayrıca daha pek çok kendilerine has özellikleri de beraberinde getiriyorlar. Intel Management Engine, Intel Anti-Theft Teknolojisi, Intel Identity Protection Teknolojisi gibi özellikleriyle kaybolmaya ve çalınmaya karşı oldukça duyarlılar. İlerleyen günlerde bu özelliklerin arasına yenilerinin de katılacağını düşünüyoruz. Netbook'ları adeta silmeye başaran Ultrabook'lar sizin de aklınızı çeliyorsa satın alma aşamasında bahsettiğimiz adımlar üzerinde durmaya çalışmanız size fayda sağlayacaktır diye düşünüyoruz.

RAM almadan önce bilmeniz gerekenler!PC topluyorsunuz ya da güncelliyorsunuz. Ne olursa olsun, RAM hakkında bilmeniz ger...
16/01/2014

RAM almadan önce bilmeniz gerekenler!

PC topluyorsunuz ya da güncelliyorsunuz. Ne olursa olsun, RAM hakkında bilmeniz gereken çok şey var!

Bilgisayarın ana bileşenlerinden olan RAM'i yıllardır biliyor ve yakından tanıyoruz. Peki, bilgisayarın açıldığı andan itibaren verilerin depolandığı bellek olarak tanımlanan RAM'e neden ihtiyaç duyuyoruz; yazımıza başlarken ilk önce bu konuyu irdeleyelim isterseniz.

Random Access Memory teriminin kısaltılmış hali olan RAM, bilgisayar içinde sabit diskler ve SSD'lerden çok daha hızlı bir yapıya sahip depolama birimi olarak görev görüyor. İşlemcinin ihtiyaç duyduğu bilgileri çok hızlı bir şekilde iletebilen ve bu bilgileri üzerinde geçici bir süreliğine tutabilen RAM, örneğin güç kaybı yaşandığında bu verileri kaybediyor. Her ne kadar Türkçe karşılığı "Bellek" olarak tanımlansa da RAM, bu nedenle depolama birimi olarak kullanılamıyor. Ancak sabit disklerin 10 milisaniyelik erişim süresine oranla RAM'ler 0.1 milisaniyenin bile altındaki erişim süreleriyle büyük performans gösterebiliyor ve bu sayede işlemcinin ihtiyaç duyduğu verilere büyük bir hızda ulaşabilmesine olanak tanıyor. Bu sayede yerini sağlamlaştıran RAM'ler, daha uzun yıllar boyunca bilgisayarlarımızdaki yerini koruyacak. Özellikle yakında piyasaya sürülecek olan DDR4'lerle birlikte RAM'in daha büyük önem kazanacağını da söyleyebiliriz. Şu an kullandığımız DDR3 RAM'lere göre daha az enerji tüketecek olan DDR4'leri öncelikle masaüstü, ardından da dizüstü bilgisayarlarda görebiliriz. Rehberimizin ilk ipucunu bu noktada verelim dilerseniz; iyi bir sistem için DDR4 bellekler piyasaya çıkana kadar uygun fiyatları nedeniyle DDR3 RAM'den daha aşağı bir seçim yapmamalısınız.
DDR3 bellek fiyatlarının aşağıda seyretmesi nedeniyle bilgisayarınızı dilediğiniz RAM seviyesine kavuşturabilirsiniz elbette, ancak yine de ne kadar RAM ihtiyacınız olduğuna karar vermeniz fazladan para kaybını engelleyecektir. Eğer bilgisayarınızı oyun için değil de; yalnızca internete girmek, ofis uygulamalarını kullanmak ve belki yüksek performans gerektirmeyecek oyunlar oynamak gibi günlük kullanımlar için kullanacaksanız 8 GB belleğe ihtiyaç duymayacağınız çok açık. Aynı koşul elbette dizüstü bilgisayar satın alacaklar için de geçerli. Sizin ihtiyacınız 2 GB veya maksimum 3 GB değerinde bir DDR3 bellek; hepsi bu.

Eğer bilgisayarınızın taş gibi bir oyun merkezi veya yoğun grafik uygulamaları kullanacağınız bir medya merkezi olmasını istiyorsanız o halde 8 GB DDR3'lere yönelmeniz iyi olacaktır. Tercihinizi 4 GB DDR3'ten yana da kullanabilirsiniz elbette, ancak hazır RAM fiyatları düşükken tercihinizi 8 GB'tan yana kullanmanız daha iyi bir performans yakalayabilmenizi sağlayacaktır. Örneğin bu yılın flaş oyunu Crysis 3 için önerilen sistem özellikleri arasında bellek hanesine 4 GB'lık bir değer biçilmişken, oyunu yüksek performansta oynayabilmek için bu değer 8 GB'a taşınmış. Fakat elbette ki ne kadar çok RAM, o kadar hızlı bir sistem demek değil. RAM seçimi yaparken, diğer sistem birimlerini ve kullandığınız işletim sistemini de göz önünde bulundurmanız gerekiyor
İşletim sisteminiz eğer Windows'un 32-bit'lik bir sürümüyse, özellikle RAM seviyesine dikkat etmeniz gerekiyor. Zira üst limiti 2 veya 3 GB'lık bir Windows sürümünün bulunduğu bir sistemde daha fazla RAM'e ihtiyacınız olmayacaktır. Eğer Windows 8 işletim sistemini kullanıyorsanız 32-bit bilgisayarlar için alt sınır 1 GB'ken, üst sınır ise 4 GB olarak belirtiliyor. Ancak 64-bit bir sistem sahibiyseniz, minimum 2 GB'tan başlayan RAM miktarı, 512 GB'a kadar çıkabiliyor. Server'lar için bu durum daha farklı elbette. İlgili bilgilere Microsoft'un internet sitesinden de ulaşabilirsiniz.

RAM'in belirlenmesinde işletim sisteminin yanı sıra anakartın getirdiği sınırlamalar da önem gösteriyor elbette. Şimdi dilerseniz bu konu hakkında da birkaç açıklamada bulunalım.
Bu adım özellikle masaüstü bilgisayar toplayacak olan kullanıcıları yakından ilgilendiriyor. RAM miktarını belirlemek isteyenlerin ilk bakacakları yer anakartları olmalı. Zira anakartınızın üzerinde bulunan slot sayısı ve desteklediği MHz değeri bellek tercihinde önemli bir yer tutuyor. Eğer anakartınızın desteklediği RAM değerinden daha hızlı bir tercihte bulunursanız, anakartınız kendi desteklediği miktarın üstünü görmezden gelecektir. Örneğin anakartınız 1866 MHz RAM'e destek veriyor ve siz 2133 MHz RAM alırsanız, anakartınız onu 1866 MHz hızında çalıştırmaya devam edecek ve bu durumda para israfı yapmış olacaksınız. Tabii ki böyle bir durumda hata alma olasılığınız da bulunuyor. O nedenle MHz'i yüksek RAM'lere yönelmeden önce anakartınızı incelemenizde fayda var.

Anakartınız desteklediği takdirde etkin olarak 2133 MHz'e kadar hız sunan DDR3'leri tercih edebilirsiniz. Piyasada daha yüksek MHz seviyesinde modeller de bulunuyor elbette, ancak sırf daha fazla hız sunuyor diye pahalı modellere yönelmeniz de bütçenizi yoracaktır. Bu nedenle orta ve üst seviyeye yakın bir sistem toplayacaksanız 1600 MHz DDR3 RAM'leri tercih edebilirsiniz. Eğer güçlü bir sisteminiz varsa, 2133 MHz'li RAM'ler de elbette tercih sebebi.
RAM satın alırken detaylara önem verenler tarafından dikkate alınabilecek bir diğer değer ise; CL, veya diğer ismiyle CAS Latency, tam açılımıyla da karşımıza Column Address Strobe Latency olarak çıkan RAM'in gecikme süresi. CL değeri kısaca; bellek kontrolcünün, bellek modülüne belirli bir kolondaki adrese erişerek buradaki veriyi alıp getirmesini istemesinden sonra, belleğin söz konusu veriyi alıp pinlere iletmesine kadar geçen süreyi göstermektedir. Bu da demek oluyor ki elbette CL değeri ne kadar düşükse, işlem o kadar hızlı ve kısa sürede gerçekleşir. Bu değeri monitörlerdeki tepki süresi gibi düşünebilirsiniz; ne kadar azsa, o kadar hızlı çalışır.

Normal kullanımlarda performansa çok büyük etkide bulunmayan bu veriye, özellikle işlemcisine hız aşırtması yapan kullanıcılar tarafından dikkat ediliyor. Ancak artık DDR3 RAM türlerinde CL değerleri neredeyse sabitlendiğinden, eskisine nazaran önemini yitirmiş gibi göründüğünü de belirtelim. Fakat yine de bir masaüstü bilgisayar topluyorsanız, RAM tercihinde bu değerlere göz atmanızda fayda var
RAM'ler eskisine nazaran artık bilgisayarımızda daha hızlı bir şekilde çalışıyorlar, bu da elbette beraberinde daha fazla güç tüketimini getiriyor. Küçük boyutlu gövdeleri üzerinde bulundurdukları onlarca küçük elektronik devre arasında yüksek güç tüketimi noktalarında elektrik sıçramasına neden olan RAM'ler, bu nedenle ısınıyorlar. Yoğun çalıştıkları zamanlarda artan bu ısı miktarı eğer önlem alınmamışsa elbette sistem kararlılığına da olumsuz etkide bulunuyor. O nedenle RAM tercihi yaparken (özellikle yüksek hızda çalışan RAM'lerde) soğutuculu modellere yönelmeniz sisteminizin sağlığı ve performans açısından daha yerinde bir karar olacaktır diye düşünüyoruz. Alüminyum plakalarla kaplanan bu tür RAM'ler işinizi görecektir. Ancak sisteminizde ağır oyunlar oynamıyor ve sürekli belleğe bağlı olarak çalışan uygulamalar kullanmıyorsanız, o zaman ek soğutma modüllü belleklere gerek yok. Arada sırada kasanızı açıp tozunu almanız yeterli olacaktır.
İster dahili soğutma modüllü bir RAM'i tercih edin, isterseniz de sıradan bir RAM'i fark etmez; iyi bir sisteme sahip olmanın altın kurallarından biri de belirli zamanlarda kasanızın genel temizliğini yapmanızdır. Siz monitörünüze bakarken kilitli kapılar ardında kapalı bir şekilde çalışan sistem birimlerine zulmederseniz, karşılığını bir gün mutlaka alırsınız. Özellikle RAM'lerin bu konuda hiç şakası olmadığına emin olabilirsiniz.

İşlemcinin hemen yanında bulunan RAM'ler işlemcinin üzerindeki fan nedeniyle çok çabuk tozlanıyor. Zira işlemci fanının çektiği kirli hava doğrudan belleklerin üzerine üfleniyor ve bu nedenle de zamanla burada biriken tozlar statik elektrik oluşmasına sebep olabiliyor. Ardından da statik elektrikle yüklenen belleklerin üzerinde yer alan hassas modüller bu yük karşısında dayanamayarak yanabiliyor. Bir önceki adımda bahsettiğimiz elektrik sıçramaları kadar önemli olan bu durumdan etkilenmemek için yapmanız gereken, yalnızca belli dönemlerde kasanızın bakımını yapmak, hepsi bu.RAM'lerle ilgili değinebileceğimiz diğer bir nokta ise, elbette güvenirlilik. Bildiğiniz gibi piyasada pek çok RAM markası bulunuyor. Bunlardan bazıları yıllardır tanıdığımız markalarken, bazıları ise bugüne dek adını hiç duymadığımız modellere ev sahipliği yapıyor. Ancak "yeni olan kötüdür" diye bir kaide yok elbette. Fakat tercihinizi adını daha önce hiç duymadığınız bir markadan yapacaksanız, iyi bir araştırma yapmanız gerektiğini de söyleyelim. Zira bazı markaların arkasında aslında geliştirici olarak dev firmaların logolarını görmeniz mümkün olabilirken, bazıları hiç memnun kalmayacağınız türden olabiliyor. Eğer hiçbir şey yapamıyorsanız en azından alışverişinizi güvenilir kanallar vasıtasıyla yapmanız size sorun yaşamanız durumunda daha sonra avantaj yaratabilir.

Address

Iskenderun
31200

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dos bilgisayar co. Akinsoft HATAY BAYİ posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share