09/11/2024
Bir zamanlar Bizans İmparatoru’nun bir kızı olur. İmparator, kızının doğumunu kutlamak için büyük bir şenlik düzenler. Ancak kutlamalar devam ederken, imparatorun huzuruna bir kahin çıkar. Kahin, prensesin kaderini görmüş ve çok endişelenmiştir. İmparatora, prensesin on sekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği kehanetini söyler. Bu haber imparatoru derin bir kedere boğar. Tek kızı olan prensesin bu acı kaderle karşılaşmasına dayanamayacak olan imparator, onu korumak için her yolu dener.
İmparator, kızını korumak için Boğaz’ın ortasında, karadan uzak bir kule yaptırır. Kulede, sadece prensesin hizmetine bakan birkaç güvenilir görevli bulunur. Böylece imparator, prensesin güvenli bir şekilde kulede yaşayacağını ve kehanetten kurtulacağını düşünür. Prenses, kulede her türlü ihtiyacı karşılanarak, dış dünyadan izole bir hayat sürer. Bu şekilde yıllar geçer, prenses büyür ve on sekiz yaşına yaklaşır.
Bir gün, prensesin doğum gününü kutlamak için imparator ona lezzetli yiyecekler ve meyve dolu bir sepet gönderir. Ancak, kimsenin farkında olmadığı küçük bir detay vardır: Sepetin içinde bir yılan saklanmaktadır. İmparatorun tüm çabalarına rağmen, yılan kuleye ulaşmıştır. Sepetten çıkan yılan, genç prensesi sokar. Prenses, yardım çağırmaya fırsat bulamadan kehanetteki gibi oracıkta hayata veda eder.
Kızının ölümünü duyan imparator, büyük bir acı ve pişmanlık duyar. Onu korumak için inşa ettiği kule, kızının mezarı olmuştur. Bu trajik olay, kaderden kaçmanın mümkün olmadığını ve insanların ne kadar çabalasa da bazı şeylerin önüne geçilemeyeceğini gösterir. İşte bu nedenle, bu kuleye “Kız Kulesi” adı verilir ve o günden beri İstanbul Boğazı’nda hüzünlü bir hatıra olarak varlığını sürdürür.
̇stanbul